3 Nisan 2025 Perşembe

Esenler Dörtyol Meydanı Hayırlı Cumalar

Esenler Dörtyol Meydanı Hayırlı Cumalar 

6 Şevval 1446 #Cuma (4 Nisan 2025)
Sevgili Peygamberimiz S.A.S şöyle buyur;
"Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeşler olun."
#Cuma Bayramımız Mübarek Olsun.
📍 İstanbul, Esenler, Dörtol Meydanı. Maziden bir hatıra, eski Belediye binası. Hatırlayanlar, bilenler.
©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©

8 Mart 2025 Cumartesi

Esenler Tarihi Su Yapıları Litros Su Terazisi

Esenler Tarihi Su Yapıları Litros Su Terazisi
İstanbul Esenler Tarihi Su Yapıları İnceleme / Esenler Araştırmaları 

Bu yazımızda tarihte bir yolculuğa çıkarak tarihi İstanbul su yolları açısından vaktiyle önemli bir konuma sahip olan Litros Karyesinden geçerek Osmanlı Payitahtına sur içinde su taşıyan su yollarından birisi olan Hekimoğlu su yolu üzerinde inşa edilmiş bir Osmanlı dönemi eseri olan Esenler Litros Karyesi Su Terazisini dünü ve bugünün ile birlikte incelemeye çalışacağız. Gayret bizden Tevfik Cenab-ı Allah C.C.'dan.

Su Terazilerinin Çalışma Prensibi
Kültürel bir miras olan su terazilerinin ana fonksiyonu yapılış maksadı İstanbul'a şehir dışından getirilen su hatlarındaki suyun içerisinde oluşan havayı almak ve akış basıncını ayarlamak ve üzerindeki lüleler ile suyu ölçerek miktarını tespit edip taksim etmek için inşa edilmiş kulelerdir. Su terazileri bileşik kaplar prensibine göre çalışan basınç ayarlayıcı tesislerdir. Kesik piramid şeklindeki bir kulenin üstünde sandık tabir edilen üzeri kapalı mermer küçük bir havuza ulaşan su, lülelerden akar. İsale veya şebeke hattından gelen bir boru düşey olarak bu havuzun tabanına açılır. Eğer debi ölçülmeyecek ve yalnız basınç kontrol edilecekse ikinci bir düşey boru vasıtasıyla şebekeye su verir. Aynı zamanda su terazileri isalenin bazı bölgelerinde olabilecek fazla basıncın künkleri patlatmaması için önemli bir işlevide yerine getiriyorlardı.

Esenler ilçesi sınırları içerisinde daha fazla sayıda su terazisi olduğu biliniyor. Alman subay Von Moltke’nin 1836-39 senelerinde, İstanbul’da çizdiği haritalarda Avas ve Litros köylerinde ve çevresinde yer alan kemerler, su terazileri ve çeşmeler ayrıntılı bir şekilde görülmektedir.

Günümüze bu su terazilerinden sadece bir tanesi ulaşabilmiştir. Litros Karyesi su terazisi aslında ilçe dahilindeki sivil mimari örneği, az sayıdaki su yapılarından olup nadir tarihi eserden biridir. Şehrimiz İstanbul’da 86 Su terazisi olduğu biliniyor. Geçmişte çeşme, sebil, cami ve hamamlara, gerekli suyu sağlayan, su yollarında basıncı ayarlayan ve suları ölçerek dağıtan bu su terazileri, sayıları azalarak günümüze ulaşan yapılardır. Yapılan araştırmalar sonucunda İstanbul genelinde 86 adet su terazisinden 62 adedi Avrupa Yakası'nda, 24 adedi ise Anadolu Yakası'nda bulunuyor, İlçelere göre dağılımına bakıldığında ise yoğunluğun Fatih ve Sarıyer ilçelerinde olduğu görülüyor. Günümüzde Fatih'te 22, Sarıyer'de 16, Üsküdar'da 11, Eyüp'te 10, Beykoz'da 8, Kadıköy'de 5, Beşiktaş'ta 3, Beyoğlu'nda 3, Şişli'de 2, Bayrampaşa'da 2, Güngören ve Esenler ilçelerinde birer su terazisi bulunuyor.

Esenler Su Terazisinin Konumu
İstanbul, Esenler ilçesinde Dörtyol Meydanından Üçyüzlü istikametine doğru inerken Esenler Köyü mezarlığını geçtikten sonra solda, Nene Hatun Mahallesi sınırları içerisinde olan İnönü Caddesi üzerinde 1117 ada, 10 parsel (eski 3 Pafta 4413Parsel) bu su terazisi yer alır. Litros Karyesi (köyü) Su Terazisi ilçedeki su mimarisi açısından en önemli Osmanlı eserlerinden birisi konumundadır. 

Yapı, çarpık kentleşme ve plansız yapılaşma nedeniyle günümüzde maalesef betonarme yapılar tarafından üç tarafı kuşatılmış adeta hapsedilmiş durumdadır. 

Esenler Su Terazisinin Tarihçesi
Bu su yapıları tarihte Roma, Bizans döneminden beri kullanılmaktadır. Osmanlı bu yapıları geliştirmiştir. Esenler Su terazisi, Osmanlı Devleti döneminde, bir adı da Hünkarbeğendi suyu olan Hekimoğlu su yolu üzerinde inşa edilmiştir. Osmanlı sadrazamı Hekimoğlu Ali Paşa (D. 4 Haziran 1689, İstanbul – V. 13 Ağustos 1758, Kütahya) tarafından hayrat olarak yaptırılan devrinde nefis su kalitesiyle (Hünkar bile beyenmiş) meşhur bir su yolu üzerindedir.  
Hekimoğlu su yolu, hat olarak Çifit Burgaz (Bağcılar)’da Kaşıkçı Çiftliği’ndeki Değirmentepe güneybatısındaki menbağından çıktıktan sonra Vidos (Güngören) yer altı galerinden geçerek, Üçyüzlü Ferhat ağa Çeşmesine oradan Çinçin deresini geçerek bu hat üzerinde tepeye tırmanmaya başlayan bir yamaçta Litros karyesi su terazisine ulaşır. Teraziden geçtikten sonra devamla Litros Köyünü geçerken çeşmelere su verir ve yeraltı galerierinden devam edip, Ferhad Paşa Çiftliği, Ayvalıdere, Demirkapı, Çınardere, Mevlânâkapı’da sur içine yani şehre giriş yapar. Mimarağa terazisi, Altımermer ve Küçükhamam terazisine gelir. Buradan üç kola ayrılarak Samatya civarında Çınar mahallesi yönüne doğru dağıtım yapan bir isale hattından oluşuyordu.

Osmanlı döneminden kalan ve İstanbul’a Terkos şebekesinin evlere bağlandığı, 1930 Senesine kadar düzenli olarak kullanılan tarihî su yolu üzerindeki terazi, İstanbul 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü tarafından 08.03.1995 gün 6442 sayılı kararı ile tescillenmiştir. Yapıya ait herhangi bir kitabe yoktur. Bu sebeple tam olarak hangi tarihte inşa edildiği bilinmiyor. 1700 – 1750 arası olması muhtemeldir. Tarihi su terazisinin mimari olarak her hangi bir süsleme unsuru mevcut olmayıp, sade düz bir yapıya sahiptir. Tarihi yapı hakkında açıklayıcı bilgilendirme levhası da bulunmuyor. 

Şehir ve su (Hidrolik) mimarisi açısından çok değerli olan Ecdat yadigarı bu tarihi eser günümüze kadar ulaşan sur dışındaki nadir ve önemli kültür varlıklarımızdan birisi konumundadır.

Mimari Şekli 
Zemindeki ölçüleri: 2,95 - 2,99 m. boyutlarında kare bir taban üzerinde, konik olarak geniş bir şekilde başlayıp uca doğru daralan, yükselen kesme taş malzemeden inşa edilmiş kargir  kulenin yüksekliği yaklaşık 13,60 metredir. Kulenin tam ölçülerinin tespiti için asli zemin kotuna kadar kazı yapılması gerektiği belirtilmektedir. Yapı kesme taş bloklardan yanaşık dersli olarak örülmüş ve taş bloklar birbirine demir kenetler ile bağlanmıştır. Kenet boyutları 35/20/22 cm’dir. Taş boyutları ise 180-40x35/40, 100x55x25/35, 120x56x40/50 cm gibi çeşitli boyutlardadır.

Yapının caddeye bakan batı yüzeyi düz olmakla beraber yaklaşık orta kısmında basamak benzeri bir yapı çıkıntısı mevcuttur. Kare biçimli taş olan ayrıntı dikkat çekici olup bu unsur hayli aşınmış olup günümüzde neredeyse farkedilmeyecek kadar küçülmüş durumdadır.
Terazi, diğer taraflarda olduğu gibi uç kısmına doğru daralan bir inşa tekniği uygulanmıştır. Yapının tamamında kullanılan üst üste 39 kesme taş sırasından oluşmaktadır.

Yapının arka cephe yüzeyinde yukarıya çıkmayı sağlayacak bir merdiven strüktürü için 60 cm çıkışlı taş bloklar konsol olarak yer almaktadır. Bu yüzde bulunan çıkıntı olarak merdiven şeklinde tasarlanmış, çapraz şaşırtmalı, yine aynı taş malzeme ile yapılmış normalde 13 adet yapı unsuru günümüzde 11 adet kalmış olup dikkat çekicidir. Konsol taşlarının boyutları yaklaşık olarak 30x36x60 cm olarak tespit edilmiştir. 

Suyun geldiği yan cephelerden Üçyüzlü istikametinde pişmiş kil topraktan mamul künk boruların yüzeyden terazi kulesine girişi orta açıklıktan görülmektedir. Su borularının maalesef kırılmak suretiyle tahrip edildiği görülüyor. Kuleye çıkan künk boruları korumak için üzerini kapatan, kapak taşlarından bazıları düşmüş durumdadır. Dökülen kısımların altında iç dokuya ait horasan harcı ve tuğla parçaları görülmektedir. Ayrıca boru yerine ait izler tespit edilmektedir.
Suyun terazi kulesinden inerek devam ettiği Dörtyol istikametinde duvarın orta kısmında toprak su künklerinin geçtiği alan yüzey boyunca belirgin haldedir. 

Günümüzdeki Durumu
Bu makaleyi hazırlarken Esenler Araştırmaları olarak sahada, yerinde yaptığım incelemelerde Esenler Su Terazisi 2024 Aralık ayı son günleri itibariyle: 
Yapının uç kısmı farklı nedenlerle zarar gördüğünden boyu orijinaline oranla yıkıldığı için daha kısaldığı görülüyor. Esenlerde 1960'lı yıllarda başlayan çarpık ve plansız yapılaşmanın gecekondulaşmanın neticesinde su terazisinin etrafındaki binalara ruhsat verilerek, üç yanı binaların arasında hapis kalmış durumdadır. Dördüncü cephesi ise hemen yanı başından geçen cadde ile arasında sadece kaldırım vardır. Zamanın yıpratıcı acımasızlığında sıkışıp kalmış bu önemli tarihi eseri bilmeyen biri önünden geçip giderken bile fark edemiyebilir. 
Uğradığı tahribatlar, arka yüzündeki basamakların bazıları tamamen kırılıp düşmüş, yüzeyde oluşan bitkilenme, sprey boya ile yapılmış grafiti yazı ve şekil kirliliği, mevsim ve hava koşulları nedeniyle oluşan tahribat, yapı yüzeyinde aşınma ve dökülmeler, beton ile yapılmış sıva onarım rastgele müdahaleler ve bina eklentileri, su terazisinin etrafında bilhassa arka kısnmında evsel atık çöp kirliliği yer alıyor. Bu etkenler bir araya geldiğinde yapıya hayli zarar veriyor. Yapının tepe, üst kısmındaki bölüm başta olmak üzere genel olarak bir hayli zarar görmüş durumdadır. 

Su terazisi 1999 senesinde meydana gelen Gölcük merkezli Marmara büyük depreminden etkilenmiş, hayli zarar görmüş ve üst kısmındaki bazı taşları dökülmüştür. Depremde gördüğü zarar ve çevre için tehlike oluşturması nedeniyle 2001 yılında gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasına kararı verilmiştir. Günümüzde yapıya metal bir saçak sonradan eklenerek üst kısımlarından yıkılmaya başlayan yapıdan çevresinin ve insanların zarar görmesi engellenmeye çalışılmış durumda. Bu tedbir amaçlı yapılan geçici metal çözüm de bakımsız ve çirkin bir görünüm arz ediyor. Beden duvarlarını oluşturan kesme taşların yer yer dış yüzeylerinde önemli hasarlar gözlemlenmektedir. Acilen önlem alınarak çalışma yapılması gerekiyor. 

Restorasyon ve Çevre Düzenlemesi Girişimleri 
Bir dönem yapının her iki tarafından da kapatıldığı gerekçesiyle yerinden taşınması teklif edilmiş ve bütün taşları tek tek numaralandırılmıştır. Projeye göre, yapı yeni sağlam bir zemin üzerine altta oluşturulacak bir betonarme temel üzerine oturtulacaktı. Taşlar montaj sırasında yine yanaşık dersli olarak örülüp paslanmaz çelik kenetlerle birbirine bağlanacak, iç kısmında ise ilk yapımda olduğu gibi tuğla parçaları ve horasan harcı kullanılacaktı. Ancak bu durum daha sonra uygun görülmemiş ve yapının bulunduğu mekânda restorasyonuna karar verilmişti. Bu sebeple 1997 tarihinde yapının röleve restorasyon projeleri hazırlanmıştır. 1/20 ölçeğinde taş, taş ayrıntılı olarak hazırlanan rölevede yapıdaki bozulma ve tahribat belirlenmişti. Fakat bu yönde bir çalışma yapılmadı. 

Esenlerdeki tescilli tarihi tescilli yapıların korunması ve düzenlenmesi için yapılan çalışmalar kapsamında 08.03.2016 tarihinde yapılan çalışmalar kapsamında su terazisinin röleve, restitğsyon, restorasyon, inşaat, makine ve elektrik projeleri hazırlanmış. 

Esenler Belediyesi, 2021 senesinde yapı ve çevresi için gerekli girişimleri yaparak restorasyon izinleri almış, çevre düzenlemesi ve bir meydan açılması için istimlak çalışmaları başlatmıştı. İki bina istimlak edilerek, buranın kültürel tarih parkı haline dönüştürüleceği bir projenin olduğu açıklanştı. Tarihi eserin de ortaya çıktığı güzel bir yaşam alanı yapmak için bir çalışma yapıldığı duyurulmuştu. Fakat o tarihten günümüze her hangi bir gelişme olmadı. Yapılan hazırlıklara rağmen çalışmalar bir neticeye ulaşamamıştır. 

Esenler Su Terazisinin son durumu İstanbul büyükşehir belediyesi İstanbul Su Kanalizasyon idaresi İski tasarrufunda olmasından dolayı tarihi eser çevresindeki dört bina'nın mülk sahipleri ile mahkeme aşamasındaki hukuki bir sürecin devam ettiği burada ikamet edenler tarafından bildirilmiştir.

Hülasa edecek olursak;
Esenler Su Terazisi tarih ve kültür varlığına mümkün olan en kısa süre içinde gerekli çalımalar yapılarak, restore edilmesi, çevre düzenlemesinin yapılması ve şehrimize kazandırılmasını ümit ediyoruz. Bu nadir tarihi esere sahip çıkılacağına inancımız tamdır. Bizler de bu şehirde yaşan vatandaşlar olarak çevremize ve tarihi eserlerimize karşı daha duyarlı ve hassas olmalı, değerlerimize sahip çıkmalıyız. Çocuklarımıza yeni nesillere de bu bilinci aşılamalıyız.
Medeniyet, modern olabilmenin yani sıra geçmişine sahip çıkabilmeyi gerektirir. Bize kadar ulaşmış olan bu ve benzeri tarihi eserleri gelecek nesillerimiz ile buluşturmak medeniyet ufkumuzda bizim en önemli ödevlerimizden birisidir.

Nihayetinde bizim çabalarımızla temas ettiğimiz kaynaklar sınırlı olmakla birlikte Ecdat yadigarı bir tarihi eserimizi inceleyerek tarihe bir not düşmeye çalıştık. Eminiz ki konu ile alakalı bilgi ve araştırmalar meraklı araştırmacılar tarafından ilerleyen zamanlarda daha ayrıntılı olarak ele alınmaya muhtaçtır. Sonuç itibariyle her şeyi hakkıyla bilen Allah-û Teâlâ C.C.'dur.

Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…

Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Esenler Araştırmaları
Esenler belediyesi Esenler Tarihi
Kâzım Çeçen, İstanbul’da Osmanlı Devrindeki Su Tesisleri

©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com 
İstanbul / Esenler 28.12.2024 

12 Şubat 2025 Çarşamba

Yapay Zeka Rekabeti ve DeepSeek AI

Yapay Zeka Rekabeti ve DeepSeek AI 
Bilim Teknoloji Bilişim Bilgisayar Programları 

Dünya hızla gelişen ve değişen yeni bir sürece doğru evrilirken silikon yongalardan elde edilen çipler işlemciler vasıtasıyla oluşturulan sanal beyinler, yapay zekâ kısaca ifade etmek gerekirse YZ, (İngilizce: Artificial Intelligence ya da kısaca AI) rekabeti günümüzde hayli kızışmış durumda.

Bilişim uzmanları arkalarında devletlerin olduğu yazılımcılar tarafından geliştirilen doğal zekânın aksine makineler tarafından görüntülenen zekâ çeşididir. İlk ve ikinci kategoriler arasındaki ayrım genellikle seçilen kısaltmayla ortaya çıkar. Güçlü yapay zeka genellikle Yapay genel zekâ (İngilizce: Artificial General Intelligence kelimelerinin kısaltılmışı olarak: AGI) olarak etiketlenirken, doğal zekayı taklit etme girişimleri yapay biyolojik zekâ (İngilizce: Artificial Biological Intelligence: ABI) olarak adlandırılır. 

Yapay zekâ kavramı genellikle insanların insan zihni ile ilişkilendirdiği öğrenme ve problem çözme gibi bilişsel eylemleri taklit eden makineleri tanımlamak için kullanılır. 
Genellikle yapay zekâ olarak sınıflandırılan modern makine yetenekleri şimdilik bilgisayar oyunları gibi strateji gerektiren sistemlerde, insan konuşmasını anlama komutları talepleri yerine getirme ve karar verme, yetilerini ön plana çıkıyor. Hayatın içinde önemli bir yenilik olarak da internet ortamında arama motorları ve yazılım kodlama gibi karmaşık algoritmaları oluşturuyor. Mobil olarak dron hava araçları başta olmak üzere otonom arabalar gibi insansız sistemlerde testler tüm hızıyla devam ediyor. Stratejik olarak ise öne çıkan askeri olarak sahada bilgilendirme  içerik tanımlama, akıllı yönlendirme ve askeri simülasyonları kapsıyor. 

Son günlerde küresel teknoloji dünyası, batılı başata ABD olmak üzere pazara hakim olan yapay zeka alanında doğudan gelen bir hamle olarak Çin menşeili yeni yapay zeka atılımı DeepSeek'i konuşuyor. Hızla ilgi odağı olarak büyüyen ve iPhone'larda en çok indirilen uygulama olmayı başaran DeepSeek, hem geliştirme sürecindeki düşük maliyeti ve daha hızlı tamamlanma avantajıyla hem de sunduğu yenilikçi özelliklerle, ABD merkezli yapay zeka modellerini geride bırakarak rakiplerini alt etmeyi  başardı. 

Çin’in yapay zeka alanındaki yeni parlayan yıldızı DeepSeek, kısa sürede dünya çapında ilgi odağı oldu. Gelişmiş teknolojisi ve kullanıcı dostu özellikleriyle dikkat çeken uygulama, bu alandaki en popüler olan ChatGPT gibi ABD merkezli güçlü rakipleri geride bırakmayı başardı. DeepSeek, uygulama aplikasyon mağazalarında en çok indirilen yapay zeka uygulaması unvanını elde etti. 

DeepSeek, Çin'de High-Flyer Capital Management fonu tarafından desteklenen şirket DeepSeek-R1 modelini, 2 bin Nvidia çipi kullanılarak ve yaklaşık 5,6 milyon dolar maliyetle geliştirildiği açıklandı. ABD merkezli Google ve OpenAI gibi rakiplerine göre daha kısa sürede, düşük maliyetli ve az sayıda çiple geliştirilen yapay zeka modeli dünya çapında kısa sürede yoğun şekilde kullanılmaya başlandı. Model, uygulama mağazalarında ABD merkezli ChatGPT'yi de geride bırakarak en fazla indirilen yapay zeka uygulaması oldu.

Yapılan açıklamalara göre DeepSeek dalgası, küresel piyasalarda çip şirketlerinin hisselerinde satış baskısına yol açtı. Avrupa Hollanda merkezli çip makineleri üreticisi ASML'nin hisseleri yüzde 8,6 geriledi. Piyasa öncesi işlemlerde ABD'li çip şirketleri Nvidia'da 10,8 ve Broadcom'da 10,6 civarında düşüş görüldü. AMD'nin hisselerindeki düşüş yüzde 4'e yaklaştı. Hisselerdeki değer kaybı, Arm'da yüzde 8,6 oldu. Teknoloji şirketlerinden Microsoft'un hisseleri yüzde 4,2, Amazon'un yüzde 3,2 ve Meta'nın da yüzde 2,6 geriledi. 


DEEPSEEK, CHATGPT'Yİ GEÇTİ
İki uygulamayı Blumberk HT verilerine göre karşılaştırdığımızda her anlamda büyük bir uçurum olduğu görülmektedir. ChatGPT; 2015 yılında kurulan, uygulama bazında dünya çapında 100 milyon kullanıcısı bulunan, yaklaşık 6 milyar dolarlık bir kaynak ile kurulan ABD'li yapay zeka uygulaması iken, Çinli geliştirici 2023 yılında kurulmuş oluş olan DeepSeek'in yapay zeka aracı ise rakibinin aksine açık kaynak kodlu olup, hızla artan ve günümüzde yaklaşık 5 milyon kullanıcı olan, yatırım olarak 5,6 milyon dolara mal olan bir uygulama. 

ChatGPT'yi geride bırakarak ABD uygulama mağazalarında bugün en çok indirilen uygulama oldu. DeepSeek ABD uygulama mağazalarına 10 Ocak 2025de sunulan, "R1" adını verdiği açık kaynak kodlu akıl yürütme modelini bir sohbet robotuna entegre eden uygulama, ABD'li OpenAI'ın geliştirdiği sohbet robotu ChatGPT'den daha fazla sayıda indirildi. 

Çin'li DeepSeek'in firması bu başarısının hemen akabinde web sitesine yapılan yoğun siber saldırılar nedeniyle piyasaya sürdüğü yapay zeka aracına yeni kullanıcı kayıtlarını durdurduğunu açıkladı. Şirketin internet sitesindeki yapay zeka sunucusu kaldırılırken, sayfadaki bilgilendirme notunda ise "Deep Seek hizmetlerine yönelik büyük ölçekli kötü amaçlı saldırılar nedeniyle hizmet devamlılığı için kayıtları geçici olarak kısıtlıyoruz." ifadesine yer verildi. Notta mevcut kullanıcıların uygulamayı kullanmayı sürdürebileceği kaydedildi.

Kısıtlama yalnızca yapay zeka aracının web'deki sohbet robotu ve uygulama ara yüzü (API) servisi ile sınırlı kalırken aracın mobil uygulaması ise Çin'de ve dünyanın diğer ülkelerinde hala aktif durumda. DeepSeek'in R1 modeli, çok daha düşük maliyetle OpenAI'ın muadili "o1" modelinde daha yüksek performans göstermesi nedeniyle küresel teknoloji camiasında büyük ilgiyle karşılanmıştı. 

Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanı Ali Taha Koç, Türkiye'nin İlk Ulusal Yapay Zeka Stratejisi'ne ilişkin, 2025'te yapay zeka alanının ülkenin Gayri Safi Yurt İçi Hasılasına yaptığı katkıyı yüzde 5'e yükseltmeyi hedeflediklerini bildirdi. 

Türkiye’de 2017 yılında toplam 10 yapay zeka girişimi varken, 2024 senesi itibariyle rakam 400’e dayanmış durumda. Çoğu dünyaya açılmış ve teknoloji ihracatı yapan yerli yapay zeka şirketlerinin değerlemeleri sürekli artıyor. Aralarında iş zekası şirketi de var, şehirlerin dijital ikizini çıkaran da bulunuyor.

Global yapay zeka pazarının çeyrek trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bankacılık, finansal hizmetler, sigorta, kamu, havacılık, savunma sanayi, otomotiv, sağlık, BT, telekom, üretim, eğitim, perakende, e-ticaret, enerji, kamu hizmetleri, medya ve eğlence başta olmak üzere yüzlerce sektörü ve alt sektörü dönüştüren yapay zekanın kapsamadığı bir alan neredeyse artık kalmadı.

Bilgisayar teknolojilerinin yazılım sektöründe en popüler ve hızla gelişen Yapay zeka alanında yaşanan bu mücadeleler daha da büyüyerek devam edeceğe benziyor. Türkiye olarak bu alandaki çalışmalarda bulunarak bu yarıştaki yerimizi hızla almamız gerekiyor.

Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…

Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım Bilişim Teknolojileri Yazılım

©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar
esenlerarastirmalari@gmail.com 
İstanbul / Esenler 30.01.2025

23 Ocak 2025 Perşembe

Kırk Kavramı ve Tasavvufta Kırklar 3

Kırk Kavramı ve Tasavvufta Kırklar 2
İslam Dini, Tasavvuf ve Geleneklerimiz / İslam Araştırmaları

Kırk ve Kırklar hakkındaki evvelki iki yazımıza ilave olarak bu yazımızda konuyu ele almaya devam ediyoruz. Bu makalemizde İslam dini genelinde Peygamber efendimizin Hads-i Şerifleri özelinde kırk sayısını ve Kırlar kavramını hem mecazi manada hemde hakiki manada değerlendirip konuyu birde bu peygamber s.a.v.min sözleriyle incelemeye çalışacağız. 
İslam kaynakları bakımından kitap yani Kur’an-ı Kerim’den sonra bir Müslümanın bilmesi gereken sünnetleri, ibadetleri ve günlük davranış biçimlerini doğru yapabilmesi için en önemli örnek olan Peygamber Hz. Muhammed s.a.v. bizlere kadar raviler aracılığı ile ulaşmış olan sözleri olan Hadis-i Şeriflerdir.

Daha önce belittiğimiz gibi “Kırk” sayı olarak Kur’ân’da dört yerde, hadis-i şeriflerde ise pekçok yerde geçmektedir. Erbabının mağlumu olduğu üzere Hz. Peygamberin riyavet yolu ile bizlere ulaşmış sözlerini yaymak için “Kırk Hadis” ismi ile yapılmış birçok çalışma ve yazılmış kitaplar vardır. Bu da kırk sayısının hadislerdeki aldığı yeri göstermektedir. Kırk sayısı kelime olarak hadislerde önemli bir yer tuttuğuna hep birlikte şahit olacağız. 

Hakiki Manada Kırk Kavramı
Hadis-i Şerifleri genel olarak incelendiğimizde, kırk kavramı ile alakalı farklı ravilerden bize ulaşmış rivâyet ele alınıp baktımızda konunun önemi daha iyi bir biçimde anlaşılmaktadır. Mesela sahabe râvîlerin naklettiği zekât gibi farz bir ibadete yönelik kullanılan kırk sayısı ise mecaz değil hakikat anlamında kullanılmıştır. Çünkü buradaki sayılar değişmeyen sabit rakamlardır. Zira zekâtta “kırk koyun” gibi “kırk’ta bir” gibi rakamlar, o konuda değişmeyen ölçü birimleridir. İslâm âlimleri kırk yaşına ulaşan insanda cismanî melekelerin zayıflamaya, ruhani melekelerin ise güçlenmeye başladığını belirtmişlerdir. Peygamberlerin çoğunun nübüvvet yaşının kırk olmasındaki hikmet bu hususta ayrıca önemlidir.

Hadislerde Mecâzî Anlamda Kullanılan “Kırk” Sayısı
Alimlerin çoğunluğu hadislerde geçen “Kırk” sayısını, mecâz anlamında yorumlanmıştır. Bununla birlikte bazı âlimler rivâyetlerdeki kırk sayısını hakikat olarak değerlendirerek çeşitli yorumlar yapmışlardır. İslamın ilk yıllarında Asr-ı Saadet’de Hz. Ömer’in İslâm’a girdiğinde Müslümanların sayısının kırk kişi olduğu kanaati yaygındır. Oysa tarihçiler o günkü sayının kırkın üzerinde olduğundan bahsederler. Demek ki o dönemin Arap kültüründe çokluğu ve belli bir gücü mecazi olarak “Kırk” olarak ifade ediyordu.
Mübalağa ve Çoklukta kırk
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde Tin Suresi, 4. Ayet-i Kerimesinde buyurduğu “Muhakkak ki biz insanı en mükemmel biçimde yarattık.” dediği insanın telkinden etkilenmesini ifade sadedinde “Bir kişiye kırk defa deli dersen deli olur” şeklinde darb-ı mesel yaygındır. Görüldüğü gibi “Kırk” sayısının diğer sayılara nazaran daha fazla dikkat çeken bir yönü bulunmaktadır. Şu halde bu sayılar genelde mübalağa ve çokluğa işaret olarak mecâz anlamında kullanıldığı görülmektedir.
Hadis-i Şerifler’de Kırk Kavramı 
Kırk rakamı Arapça’da “erbaîn” genelde çokluk için kullanılmaktadır. Hadislerdeki kırk sayısı öncelikle anlatımı kolaylaştırmaya yaramakla birlikte, genelde çokluktan kinaye (kesretten kinaye) anlamında mübalağa için kullanıldığı görülmüştür. Yoksa hadislerdeki geçen kırk ile sayısı ibadetler bahsi hariç bizzat kendisi kastedilmemiştir. Dolayısıyla bu sayılar genelde eğitim maksadıyla güzel amellere teşvik etmek  için kullanılmıştır. İbadetlerde ise sayı olarak miktar belirtmek amacıyla söylenmiştir.

Kırk Rakamına Vurgu Yapan Hadislere Örnekler
İbadetlerdeki kırk rakamı ile alakalı kırk rakamı içeren bazı hadis-i şerifler:
1. Hz. Ali (r.a) Rivâyetine göre: “Her kırk koyunda bir koyun zekât vardır” Ebû Dâvûd, Zekât, 4.
2. Yine Hz. Ali (r.a) Rivâyeti: “Her kırk dirhemde bir dirhem zekât vardır” Ebû Dâvûd, Zekât, 4.
3. Abdullah b. Mesûd (r.a) Rivâyeti: “Her otuz sığır için bir buzağı, her kırk sığır için de bir müsinne (üç yaşında düve) zekât verilir.” Tirmizî, Zekât, 5.
Yukarıdaki Hadis örneklerinde baktığımızda bu rivâyetlerdeki sayılar nisab olarak belli bir miktarını göstermektedir. Nisabı kırkta bir olarak belir ki bunlar da nass olarak İslam Dinindeki zekât ölçülerini ifade eder. Görüldüğü gibi küçük baş hayvanlar ile nakit paraların nisabı kırkta bir olarak belirlenmiş, büyük baş hayvanlar da ise bu sayı otuz olarak bildirilmiştir. 

Hadislerde Hayat ve Ölçülerde Kırk Sayısı:
1. Enes b. Mâlik (r.a) Rivâyeti:  "İslâm üzere (samimi mü’min olarak) kırk sene yaşayan kişiye Allah, cinnet, cüzam ve alaca hastalığı gibi üç musibetten emin kılar.” Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, s. 218.
Ahmed b. Hanbel’de nakledilen bu rivâyet ile aynı zamanda olgunluk yaşına da işaret kabul edilebilir. Zira halk arasında da kırk yaş olgunluk yaşı kabul edilir. 
2. İbn Abbâs (r.a) Rivâyeti: “Allah Nuh (a.s)’ı kırk yaşında peygamber kıldı… Hâkim, Müstedrek, II, s. 540.
Hâkim’in (405/1014) Müstedrek’inde rivâyet edilen bu hadisi, zahiri anlamdaki kırk yaş ile anlamak daha uygundur. Zira Hz. Peygamber’e s.a.v.de nübüvvet kırk yaşında verilmiştir.
3. Abdullah b. Utbe (r.a) Rivâyeti: 
“Her beldede (en az) kırk erkek olursa, onlara Cuma namazı kılmak farz olur” Şâfiî, Müsnedü’ş-Şâfiî I, s. 248.
İmam-ı Şafii buradaki kırk sayısını zahiri anlamda alarak belli bir sınır olarak kabul etmiş ve rivâyeti “Kırk erkek kişi” anlamında yorumlamıştır. Böylece “Kırk erkek” sayısını Cuma namazının sıhhatinin şartlarından saymıştır. Şu halde buradaki “kırk” lafzı İmam Şâfiî tarafından mecâz değil, hakikî manasıyla yorumlanmıştır. Bu husuta Cuma namazının eda edilmesi için Mesela İmam-ı Azam Ebû Hanife, imam hariç en az üç kişi yeterlidir şartını zikretmiştir. 

Hadislerde Kırk Sayısı Olan Olay ve Olgular
1. Ebû Hureyre (r.a) Rivâyeti: …Hz. Musa ile Hz. Ey Âdem arasındaki (manevi alemde veya Mi’raç gecesinde Hz. Peygamber’in muttali olduğu) konuşma şöyledir: “Ey Âdem! Sen bizim babamızsın. Sen bizi mahrumiyete düşürdün ve cennetten çıkarttın! dedi. Âdem de ona: Sen, Allah'ın kelamı ile seçip mümtaz kıldığı ve eliyle (Tevrat’ı) yazdığı Musa'sın Öyle iken sen, Allah'ın beni yaratmasından kırk sene evvel üzerime takdir buyurduğu bir işten dolayı mı beni kınıyorsun?” Buhârî, Kader, 11; Müslim, Kader, 13.
Hadisin devamında Hz. Peygamber üç defa "Böylece Âdem, Musa'ya galip geldi” buyurmuşlardır.
2. Ebû Hureyre (r.a) Rivâyeti: “İki sûr (nefha) üfürülmesi arasında ‘kırk’ vardır” Buhârî, Tefsirü’s-Sure, 39/3; Müslim, Fiten, 141.
Bu hadisi dinleyenler Ebû Hureyre’ye buradaki “kırk”, “kırk gün mü?” diye sormuşlardır. O da “net cevap vermekten çekinerek bir şey diyemem!” demiştir. Bu defa “Kırk yıl mı?” demişler. O yine “Bir şey diyemem!” cevâbını vermiştir. Oradakiler tekrar yoksa “Kırk ay mı?” deyince, o yine “Bir şey diyemem” cevabını vermiştir. Buhârî ve Müslim’de nakledilen bu rivâyette râvî Ebû Hureyre Hz. Peygamber’den duyduğu bir haberi yorum yapmadan aynısıyla aktarmıştır. Dolayısıyla Ebû Hureyre burada “Günlerle, aylarla, yıllarla müddet tayin edecek bilgim yoktur” demek istemiştir.
3. Enes b. Mâlik (r.a) Rivâyeti: “Sizden birinizin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddetle ‘alaka’ olur. Sonra bu kadar müddetle ‘mudga’ olur…” Buhârî, Kader, 1; Müslim, Kader, 1.
Buhârî ve Müslim’de rivâyet edilen bu hadisteki “kırk günlük” süre, mutlak bir süre olabileceği gibi, belki bir döneme yani evreye işaret de olabilir. Nitekim hadiste anlatılan ilk kırk gün, nutfe safhasıdır. Bu zamana kadar çocuğun, çoğu organının ilk emareleri belirdiğinden hadiste derlenip toplanır tabiri kullanılmıştır. Bu da Kur’ân’a ve bugünkü tıbbî verilere uygun olduğu gözükmektedir.
4. İbn Abbâs (r.a) Rivâyeti: “Yunus (a.s) balığın karnında kırk gün kaldı” İbn Ebî Şeybe, Musannef, VII, s. 460; Hâkim, Müstedrek, IX, s. 393.
Bu hadis sıhhat açısından çok tenkit edilmemiştir. Dolayısıyla buradaki belirtilen kırk gün süreyi hakikat olarak da kabul edebiliriz. Yani zaman olarak balığın karnında “Kırk gün” süreyle kalmış olabilir. Çünkü bu olay bir mucize olarak gerçekleşmiştir.
5. Ali b. Ebî Tâlib (r.a) Rivâyeti: “Ebdallar (Evliya / Kırklar) Şam’dadır. Onlar kırk erkektir. Bunlardan biri öldü mü, Allah yerine birini koyar.” Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, s. 112.
Tasavvufî yorumlarda yer alna “Kırklar” tâbirinin kaynağı muhtemelen bu rivâyete dayanmaktadır. Görüldüğü gibi rivâyetler çokluğu da ifade ediyor olabilir diyenler olmuştur. Hz. Ali ve Enes b. Mâlik (r.a) hadislerinde ebdalların sayısı kırk olarak belirtilmektedir.
Şu halde bu rivâyetlerdeki “Kırk” sayılarını hakikate hamledeceğimiz gibi, kesretten kinaye olarak yorumlamamız da mümkündür.
6. Câbir b. Abdullah (r.a.) Rivâyeti: “Müslümanların fakirleri cennete zenginlerden kırk yıl önce gireceklerdir.” Tirmizî, Zühd, 37.
Tirmizî Sünen’inde bu hadise “Hasen” demiştir. Burada anlatılmak istenen fakirliğin tercihi değil, fakirlikle karşı karşıya kalanların sabretmesidir. Dolayısıyla hadiste sabreden fakirlerin, şükreden zenginlerden daha faziletli olduğuna ayrı bir nükte vardır. Şu halde fakirlik kişiyi isyana değil, sabretmeye götürmelidir. Nitekim başka hadislerde de cennet ehlinin çoğunluğunun dünyada fakirlik sıkıntısı çeken ve sabredenler olduğu haber verilmiştir. Müslim, Zikir, 94.
7. Nevvâs b. Sem’ân el Kilâbî (r.a.) Rivâyeti: (Rasûlullah (s.a.v.) bir defasında Deccâl’den73 bahsediyordu) …Biz de Ey Allah’ın Rasûlü! Deccâl yeryüzünde ne kadar kalacaktır? dedik. Buyurdular ki “Kırk gün kalacaktır; bir günü bir sene uzunluğunda, bir günü bir ay uzunluğunda, bir günü bir hafta uzunluğunda olacak, diğer günleri ise sizin bu günkü günleriniz durumunda olacaktır.” Tirmizî, Fiten, 59; Ebû Dâvûd, Melâhim, 14.
Tirmîzî bu rivâyeti “Hasen Sahih Garib” olarak nitelendirmiştir. Bu hadisteki “Kırk gün” teşbihi de, kesretten kinaye bir zaman dilimi olarak anlaşılabilir.
8. Ebû Rezîn el Ukaylî (r.a.) Rivâyeti: peygamberliğin kırkta bir parçasıdır. Kimseye anlatmadığı sürece kuşun ayağına bağlı gibi olup anlatıldığı vakit düşer” Tirmizî, Rüya, 6.
Ayrıca Enes b. Mâlik’ten gelen bir rivâyette “Salih kişilerin gördüğü rüyaların, nübüvvetin kırk altı parçasından bir bölümü” olduğu belirtilmektedir. Buhârî, Ta’bir, 2.
9. Ka’b b. Mâlik (r.a) Rivâyeti: “Dikkat edin! Kırk ev komşudur” Taberânî, Mu’cemü’l-Kebir, XII, s. 417. Bu hadiste komşu hukukunu bildirme ve komşu haklarına dikkat çekme bakımından “kırk ev” şeklinde bir ifade ile bir dikkat çekme vardır. Nitekim bir başka rivâyette “Komşu hakkı sağdan, soldan, önden arkadan kırk evdir” denilmiştir. Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, s. 168.
10. İbn Abbâs (r.a) Rivâyeti: “Hiç bir Müslüman yoktur ki, öldüğü zaman cenazesini Allah’a hiçbir şeyi ortak (şirk) koşmayan kırk kişi tutup yüklensinler de (namazını kılsınlar), Allah onların o kimse hakkında şefaatlerini kabul etmesin (hiç mümkün mü! Elbette kabul eder.) Müslim, Cenâiz, 59.
Sahih-i Müslim’deki bu rivâyeti destekleyen bir başka rivâyet de şöyledir: “Kırk kişi bir cenazede bulunur ve namazını kılarsa (dua ederse) bundan dolayı onların cenazeye şefaati (duası) kabul edilir.” Ebû Nuaym, Marifetü’s-Sahâbe, XVI, s. 104.
11. İbn Abbâs (r.a) Rivâyeti: “Ümmetimden kim kırk hadis ezberlerse, kıyamet günü ona şefaatçi ve şâhid olurum” İbn Adî, el-Kâmil, Dâru’l-Fiker, Beyrut, 1988, I, s. 330; III, s. 18.; Hatîb Bağdâdî, Şerefu Ashâbi’l-Hadis, thk. M. Said Hatiboğlu,s. 20.

Hadislerdeki emir kipiyle gelen “Kırk gün yapılması gerekir” şeklindeki rivâyetler genelde ibâhaya / mendûbiyete hamledilmiş, ahiret hayatına dair belirtilen hususlardaki sayılar ise daha ziyade teşvik ve sakındırma anlamında kullanılmıştır. Buna rağmen bazı hadis âlimleri ve ehl-i tasavvuf bu sayıları hakikate hamlederek, çeşitli çalışmalar ve prensipler tesis etmişlerdir. Mesela hadis literatüründeki “Kırk hadis” eserleri ve tasavvuftaki “Erbaîne girmek” düsturu buradaki rivâyetlere dayanmaktadır. 

Kırk sayısını Hadis-i Şerifler açısından daha geniş bir muhteva ile alınabilir. Bir konuyu bu mecrada özetle ele aldıktan sonra Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e âline ve ashabına selat ve selam olsun. Bizleri kendisine layık bir ümmet ve şefaatçimiz eylesin. Amin. 
Nihayetinde her işi, her şeyi hakkıyla bilen Allah-û Teâlâ C.C.'dur.

Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…

Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım 
M Selim Arık - Hadislerdeki Kırk Sayılarına Genel Bakış

©️ Beytullah YILDIRIM / İslam Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar 
esenlerarastirmalari@gmail.com 
İstanbul / Esenler 01.01.2025 

19 Ocak 2025 Pazar

Esenler Topkapı Minibüs Dolmuş Durakları Hatırası

Esenler Topkapı Minibüs Dolmuş Durakları Hatırası  

Esenler Hatıraları 📸
Esenler Topkapı minibüsleri. Bir zamanlar İstanbul, Topkapı, meşhur Surdışı minibüs durakları. Hemen yanı başında derme çatma pazar, İstanbul Trakya Garajı, şehirlerarası otobüs terminali.
Karşıda Roma dönemi köhne Bizans'ın harap surları. Şehre açılan Top Kapısı. Sonradan yapılan yaya üst geçidi bir hayli kalabalık, ayrıca geçerken dikkatli de olmak lazımdı. Dolmuşlar, minibüsler, otobüsler, seyyar satıcılar, ve müthiş bir insan kalabalığı.
Bütün bu kakafoni ve gürültü içerisinde seyyar kasetçi en son çıkan arabesk kaseti takıp teybe son ses açmış, duyuyor musunuz.
Maziden sıradan bir Topkapı günü hatırası. Tarihi bilenler, o günleri hatırlayanlar, yorumlara yazabilir.
©️ Beytullah YILDIRIM / Esenler Araştırmaları©
📍 İstanbul, Topkapı

15 Ocak 2025 Çarşamba

Kırk Kavramı ve Tasavvufta Kırklar 2

Kırk Kavramı ve Tasavvufta Kırklar 2
İslam Dini, Tasavvuf ve Geleneklerimiz / İslam Araştırmaları

Kırk kavramını ve Kırkları bir önceki yazımızda genel hatları ile ele aldıktan sonra kaldığımız yerden devam ile İslam tasavvufu başta olmak üzere başta Türk töresi olmak üzere Doğu’dan Batıya dünyanın çeşitli coğrafyalarında açısından değerlendirmeye çalışacağız. En nihayetinde bir tasavvufi menkıbe ile konuyu genel hatları ile ele almaya anlatmaya çalışacağız. 

Tasavvufi Açıdan kırk Rakamı 
İslam Tasavvuf geleneğinde de kırk rakamı sıkça kullanılmıştır. Bir tarikata intisap edenlerin kırk günlük ön perhizini simgeleyen çile, Hz. Ali R.A.’ın kırklar meclisinin sâkisi kabul edilir. Dünyayı tedvîr eden çekip çeviren ermişlerin sayısının kırk kişi oluşu ve buradan türeyen "kırklara karışmak" deyimi meydana gelir. Bektaşîlik'teki kırklar meydanı, kırklar şerbeti, kırk budak ve kırk makam, insan hamurunun kırk gün boyunca rahmet yağmurlarınca yıkandığı gibi hususlar bunlar arasında sayılabilir. 

Rivayetler ve Nakillerde Kırk 
İslam dinindeki muhtelif rivayetler ve nakiller dolayısıyla dini inançlara yansımış başka telakkiler de mevcuttur: Örneğin; Mehdî A.S. kırk yaşında hurûc edip çıkıp kırk yıl dünyada kalacak. Kıyamet gününde göklerden fışkıracak bir duman arzı kırk gün kaplayacağı. Sûr ve kıyametin dehşeti kırk yıl devam edecek. Günahkârlar cehennemdeki akrep ve yılanların zehrini kırk yıl hissedecek ve görevli Mâlik isimli melek onlara kırk yıl cevap vermeyecek. Vefat eden birisinin ardından kırk gün Kur'an okunup, kırkıncı gün dua yapılır. İnsanların yediği haram lokma da kırk gün bedenden çıkmaz. Arınmak ve temizlenmek için kırk tas su ile yıkanmak bunlardan bazılarıdır.

Türk Töre ve Gelenek Göreneklerinde Kırk 
Kırk rakamının eski Türk kültüründe önemli bir yeri vardır. Kırgız (Kırk Kız) efsanesinden itibaren Türk destan ve masallarında kırk ve kırklar motifi önemli bir yer tutar. Orta Asya kökenli destanlarda yiğitlerin yanında kırk er, hatunların çevresinde kırk kız bulunduğu bilinmektedir.
Kırk vezir ve kırk harâmiler gibi halk hikâyelerinde, Kırkçeşme, Kırkanbar, Kırkgöz, Kırkpınar, Kırklareli gibi yer adlarında ve "kırkı çıkmak, kırklamak, kırk oruç, kırk kurban, kırk gün kırk gece" gibi sosyal hayatı ilgilendiren alanlarda Türk geleneğini zenginleştiren kırk rakamı Türk atasözleri ve deyimlerinde de sıkça anılır. "Acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır; kırkından sonra azanı teneşir paklar; kırk kurda bir aslan ne yapsın; kırk derviş bir kilime sığar ama iki sultan bir iklime sığmaz; birisine kırk gün deli dersen deli olur" gibi atasözleriyle "kırklara karışmak, kırk deveye bir eşek, kırk gün günahkâr bir gün tövbekâr, kırk serçeden bir börek, kırk yılın başı, kırkı on paraya" gibi deyimler bu türdendir.

Doğu Coğrafyası Kültüründe Kırk 
Doğu’da Farisi, İran kültüründe de kırk rakamı benzer şekillerde sıkça kullanılmış ve çihl (kırk) kelimesinden türeyen pek çok kavram ortaya çıkmıştır: Çihil menâr (kırk minare), çihl sütun, çihlten (çilten, ricâlü'l-gayb), çihl vezir, çihl duhterân (kırk kız), çihl çerağ (kırk meşale), çihl sâl (kırk yıl) ve benzerleri şeklinde örnekler mevcuttur.
Arap kültüründe, Kırk rakamı Yakındoğu coğrafyasında benzer kullanımlarda yer alır. Çöllerde yaşayan bedevîler, kırk gün kabilenin düşmanlarıyla uğraşan bir kimsenin kırkıncı gün onlardan biri olacağına inanırlar. 
Pakistan'ın Sind eyaletinde bir kadını kendisine âşık etmek isteyen kişinin onun adını özel bir ağacın yapraklarına kırk gün yazmasının yeterli olacağı inancı yaygındır. 
Çocuğu olmayan kadınların ramazanın son cumasında cemaatten kırk kişinin Fâtiha sûresini bir kâğıda yazdırmaları, Ulu Caminin kubbesi altında kırk gün sabah namazı kılanın Hızır'ı göreceği (bu geleneğin bir varyantı İstanbul'da Ayasofya Kubbesi için geçerli kabul edilir), 
Habeşistan'da mavi gözlü bir çocuğun kırk gün siyahî bir kadın tarafından emzirilmesiyle gözlerinin siyaha döneceği inancı vardır. 
Asya’da, Uzakdoğu inanışlarına göre meditasyonunda kırk günlük yaşanacak bir tecrübenin önemli yer tutması gibi inanışlar bunlar arasında sayılabilir.

İslami Eserlerde Kırk Kavramı
İslâm kültüründe bazı kitapların kırk bölüm halinde düzenlenmesine özen gösterimesi dikkat çekicidir. İmam Gazzâlî'nin İḥyâʾü ʿulûmi'd-dîn isimli eseri buna güzel bir örnektir.
Anadolu'da masallarda kırk durak veya kırkıncı kapının bir mutlu sonu ifade etmesi önemlidir.
Arınmanın ve temizlenmenin genellikle kırk gün sürmesi gibi hususlar bu sayının bir olgunluk ve tamlık ifadesi için kullanıldığını gösterir. 

Dünyanın Farklı Coğrafyalarında Kırk Kavramı  
Farklı bölgelerden mesela Orta Amerika yerlileri, Afrika ve Altay kavimleri, Budistler ve özellikle Mısır, İbrânî, Arap, Bâbil, Ârâmî, İsrail gibi Sâmî kavimlerinden itibaren Ortadoğu coğrafyasında dinler tarihi, folklor ve edebiyata yansımış olan kırk rakamı diğer sayılar içinde en çok kullanılan ve kutsallık atfedilen sayı olmuştur.

Bundan evvelki birinci yazımızda olduğu gibi İslam Tasavvufu çerçevesinde bir menkıbe ile Kırklar konusuna nihayet verelim.

Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hz.’den eski bir yazmada gördüğü Kırklar ve Kırklar Meclisi ile alakalı ibretli bir kıssayı şöyle naklettiler:
 
Kırklar Meclisinde 38 Gün Kalan Kelâmî Efendi
Kelâmî Efendi adında bir zât vaktiyle başına gelen bir hadiseyi şöyle anlatıyor. 
Bir Ramazan-ı Şerif günü, Leyle-i Kadir'de dönemin Osmanlı pâdişâh-ı âlem olan Sultan II. Selîm Hân, irâde-i şâhâne edip bütün İstanbul ahalisinin Ayasofya-ı Kebir Câmiinde toplanıp, o günlerde salgın haline dönüşmüş bir hastalık olan kolera illetinin def'i için duâ edilmesini murâd etmişdi. 
Pâdişâh-ı âlem Sultân Süleymân Hân'ın süt kardeşi olan Yahyâ Efendi Hazretlerinin Ayasofya'ya gelip, tâûnun def'i için duâ edeceği tellallar vasıtasıyla bütün şehre sokak sokak ilân olundu. Yahyâ-yı Beşiktâşî, Kânûnî Sultân Süleymân'ın süt kardeşidir. Şeyh Efendi'yi görmek müşkül bir mesele idi, zîrâ pek dışarı çıkmazlardı. Biz de Ayasofya Camii'nin yolunu tuttuk. O akşam hınca hınç Ayasofya'ya toplanan İstanbul halkının yekünü yaklaşık elli beş bin küsur kişi idi. 
Çünkü pâdişâhın irâdesiyle herkes oraya geldiğine dair ya parmak ya da mühür basdı. Yani görevliler, gelenleri tek tek tesbît etmişlerdi. 
Akşam namazında sevâbı çok diye en ön safa geçdim, namazı orada eda ettim. İftarı da orada yapdım. Sonrasında vaktinde yatsı ezânı okundu, yatsı namazını ve dahi terâvihi de kıldık, oturduk. Yahyâ Efendi Hazretleri geldi, kürsüye çıkdı. "Sallû 'alâ resûlinâ Muhammed" dedi, biz de yüzümüzü ona döndürdük. 
O aralık karnımda bir gürültü peydâ olduki acayip. Gümbürrrr burlrlrlrlrlr gurlrlrlrr. Karnım kale kösü gibi gümbürdedi. Kolera var. Eyvâh! Nereye giderim? Câmide elli beş bin kişi var, ben en ön safdayım. Perîşân oldum. Felâketin büyüğü! Ne yapayım, ne yapayım, aklıma geldi hemen Hazret-i Şeyh'e sığındım, Yahyâ Efendi Hazretlerine murâkebe (gönülden iltica) ettim. Ona murâkebe eder etmez yanımdaki adam, "Kardeşim sen biraz sıkışdın gâliba" dedi. "Evet" dedim. "Gel buraya" dedi ve cübbesini kaldırdı, ben cübbesinin içine girdim, cübbenin kolundan Kağıthâne Çayırına çıkıverdim. "İşini yap, gel" dedi. Gittim, rahatladım, temizlendim, abdestimi tektar aldım, döndüm geldim, cübbenin kolu orada aynı yerde duruyor. Cübbenin kolundan içeri girip Ayasofya Camiinde oturduğum aynı saftaki aynı yererime çıkıverdim.  
Bu kerâmeti gördükden sonra o mübareği hiç bırakır mıyım, hemen o velînin koluna yapışdım. Neyse, duâ bitti, senâ bitti, herkes camiden dışarıya çıkıyor, ben de onun peşinden onunla birlikte dışarıya çıkdım. 
Tam orta kapıdan dışarı çıkdık, döndü dedi ki, "Bak, sen Hazret-i Pîr'e râbıta yapdın, o da bize teveccüh etdi, ben de seni bu belâdan kurtardım, bırak benim yakamı!".  Ben de dedim ki, "Ben seni gökde ararken yerde buldum, öldüresen seni bırakmam" dedim. 
O bana, "Çok fenâ yaparım seni" dedi. Ben de, "Ne yaparsan yap" dedim. Böyle bir döndü, ben de onunla berâber mâcuncu fırıldağı gibi döndüm. "Sen benim başıma belâmısın be adam" dedi. "Öldürsen bile seni bırakmam" diye ısrar ettim. 
Oradan helâya girdi. Ben bırakır mıyım, helânın kapısına oturdum. Bir müddet sonra kapı açıldı, içerden bir delikanlı çıkdı, genç bir yeniçeri. Acemi oğlanlarından belinde yatağanı matağanı filan. Haydi ben peşinden. "Çekil ulan! Ne istiyorsun! Delikanlıya el uzatmaya utanmıyor musun!" filan dedi. "Ne yaparsan yap, bağır istersen" deyince, "Hay Allah cezânı versin! Peki öyleyse gel benimle berâber ama sen bizim işimize tahammül edemezsin, kaldıramazsın, kolay iş değildir" dedi. "Ne olursa olsun ben seninle geleceğim" diye ısrar ettim. "Haydi gel benimle" dedi ve bizi Akbıyık'a götürdü, gece vakti orada bir kapıyı çaldı, kapıyı bir siyâhî açdı, hani o masallarda anlatılanlar gibi, bir dudağı yerde bir dudağı gökde. Beni göstererek, "Kim bu?" diye sorunca, "Tâlib" dedi. "Peki gelsin içeri bakalım" dedi ve beni pür hiddet içeri aldılar. Birlikte yukarı çıkdık, yukarıda, tam otuz sekiz gün boyunca ne yedik, ne içdik, ne uyuduk.
Otuz sekizinci gün "Kutb-i âlem geliyor" dediler. Kutb-i âlem geldi, meğerse orası kırklar meclisi imiş. Kutb-i âlem "Bu kim?" dedi, "tâlib" dediler. Beni oraya götüren zât bana sıkı sıkı tenbîh etti, "Sakın hiç bir şeye karışma! Herşeyi sükût ile karşıla, bilmediğin şeye elini sürme, burnunu sokma!" dedi. "Peki" dedim. 
Ortaya bir radar getirdiler, bir leğen su. Bir de bakdık leğenin içinde, bir arslan dünyâ güzeli bir kızla bir oğlanı kovalıyor, parçalayacak. Hemen ben elimi attım ve arslanı tuttum, gençleri kurtardım. Bana çıkışdılar, "Bir daha karışma!" dediler. Sonra ikinci bir sahne peydâ oldu. Bir gemi batmış, gemiden denize dökülenlerden bazıları yüzerek kıyıya geldiler, kayalıklardan yukarı çıkıyorlar. Birisinin eli kaydı ve denize düşdü, ben hemen onu tutup çıkarınca elime vurdular "Bir daha sakın karışma!" dediler. Üçüncüde bir de bakdık, karşıdan iki gemi zuhûr etdi, biri müslüman kalyonu, üstünde sancâk-ı şerîf var, diğer kâfir gemisi, üstünde istavroz var. Geldiler, denizin ortasında rampa ettiler, iki taraf baltayla satırla birbirlerine girdiler. Fakat kâfirler müslümanları kırdılar. Kırınca ben dayanamadım ve kâfir kalyonuna bir vurdum, o battı. Bana, "Senin işim tamam oldu. Sen bu işi kaldıramazsın. Senin için bu kadarı kâfî" dediler. Kutb-i âlem dedi ki, "Bu, âşık bir zât ama sabrı kıt. Cenâb-ı Hakk'ın tecelliyâtını hakkıyla kavrayamıyor. Ama mâdem ki burada otuz sekiz gün bizimle berâber kaldı, biz bunu buradan boş göndermeyelim, duâ edelim" dedi ve elini açdı, "Yâ Rabbi, bunun ömrünü uzun et, lokmasını bol et" dedi. Hepsi birden âmîn dediler, yürü dediler ve beni aldılar, götürdüler. 
Bir de bakdım Beyoğlunda bir meyhânedeyim. Girerken Akbıyık'da bir eve girdik, çıkarken Beyoğlunda Kosti'nin meyhânesinden çıkdık. Yeniçeriler içerde oturmuş içki içiyorlar. Beni görünce, "Vay Babalık, gelsene!" filan dediler. Ben yine imtihan var zannederek hiç ses çıkarmadım, onlarla oturdum. Bir kaç kadeh verdiler, ben yine imtihan var diye onları da içdim. Oradan sırtıma bir testi şarap yüklediler, "Haydi yürü bakalım" dediler, Unkapanına getirdiler. Unkapanında sırtımdaki şarap testisini aldılar, sırtımdan kürkümü aldılar, belimden para kesemi aldılar, beni orada bırakdılar. Orada öyle kalınca soyulduğumu anladım. Meğer evliyâdan hırsızların eline düşmüşüz. Fakat şimdi tam yüz elli yaşındayım. Kutb-i âlemin duâsı tuttu, yüz elli yaşındayım, Allah bana öyle bir nân u nimet ihsân etti ki, İstanbul'da fakîri zengini, kâfiri mü'mini lokmamı yemeyen kimse yokdur, pâdişâha varasıya kadar hepsinin kursağına benim lokmam düşdü. 

Nihayetinde her işi, her şeyi hakkıyla bilen Allah-û Teâlâ C.C.'dur.

Kalın sağlıcakla. Selam ve dua ile…

Kaynaklar ve Bağlantılar:
Beytullah Yıldırım 
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

©️ Beytullah YILDIRIM / İslam Araştırmaları©
Yerel Tarihçi Araştırmacı Yazar 
esenlerarastirmalari@gmail.com 
İstanbul / Esenler 01.01.2025